Search
English Turkish Sentence Translations Page 5193
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| The city may fall, but you will not live to see it. | Şehir düşebilir ama sen onu görecek kadar çok yaşamayacaksın. | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ Ariadne... ~ Guards! | Ariadne... Muhafızlar onu zindana götürün! | Atlantis-1 | 2013 | |
| We caught more deserters by the Telapias Gate. | Telapias kapısında birçok firari yakaladık, kalan garnizon da yarıdan daha az. | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ Then tonight we should take the city. ~ The Gods willing. | O zaman bu gece şehri almalıyız. Tanrıların dileği bu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| There is something I must ask you. | Size sormam gereken bir şey var, Kraliyet Mahkemesi üyeleriyle yaptığımız nedir? | Atlantis-1 | 2013 | |
| Any who swear allegiance shall be spared. | Sadakat yemini edenler bağışlanır. Peki ya kraliçe Ariadne? | Atlantis-1 | 2013 | |
| It should appear she died while trying to escape. | Kaçmaya çalışırken öldüğü görülmeli. O Poseidon'a hizmet ediyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Which is precisely why I cannot be seen to execute her. | Onun idamına sebep olan kişi olarak görünemem. | Atlantis-1 | 2013 | |
| The people should believe their queen fell to her death | İnsanlar kraliçenin tam da ihtiyaçları olduğu anda kaçarken öldüğüne inanmalı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| If you do not have the stomach for it, there are plenty that do. | Miden bunu hazmetmiyorsa yapacak çok kişi var. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It shall be done. | Bu yapılacak. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I'll never walk straight again. | Asla tekrar düzgün yürüyemeyeceğim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I'll stagger around lopsided like the town drunk. | Kasaba sarhoşu gibi etrafta sendeleyip duracağım. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You are the town drunk. | Sen zaten kasaba sarhoşusun. Bu yersiz oldu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| What happened here? | Ne olmuş buraya? Colcheans saldırmış olmalı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Villages such as this are easy pickings. | Bunun gibi köyler kolay alınır. Hayatta kalan var mı bakalım. | Atlantis-1 | 2013 | |
| There won't be any. | Sanmam, Colchean'in tarzı bu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Leave no man, woman or child alive. | Yaşayan adam, kadın ve çocuk bırakmaz. Atlantis'e geri dönmemiz gerek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Lord Sarpedon has asked to speak with you. | Lord Sarpedon sizinle konuşmamı istedi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Majesty. | Majeste. | Atlantis-1 | 2013 | |
| There is nothing you can say that will make me forgive you. | Seni affetmemi sağlayacak söyleyebileceğin bir şey var mı? | Atlantis-1 | 2013 | |
| I do not deserve or seek your forgiveness. | Affınızı hak etmiyorum. | Atlantis-1 | 2013 | |
| All I ask is a chance to redeem myself for what I have done. | Söylediğim her şey kendi yaptıklarımı telafi edebilmek içindi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| And you believe that to be possible? | Bunun mümkün olduğunu mu düşünüyorsun? | Atlantis-1 | 2013 | |
| Perhaps... | Belki Colcheans'in moralini bozmanın bir yolu vardır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It may be your only chance to save the city. | Bu senin şehri korumak için tek şansın olabilir. Bunu nasıl yapmamı öneriyorsun? | Atlantis-1 | 2013 | |
| By killing Pasiphae. | Pasiphae'yı öldürerek. Bir orduyla çevrili. | Atlantis-1 | 2013 | |
| No one could get close enough to kill her. | Kimse öldürebilecek kadar ona yaklaşamadı. Bunu bir hain yapabilir. | Atlantis-1 | 2013 | |
| How do I know this isn't a ploy to save yourself? | Bunun kendini kurtarmak için bir hile olmadığını nereden bileceğim? | Atlantis-1 | 2013 | |
| I didn't have to confess. I did so because I came to realise | İtiraf etmek zorunda değildim... | Atlantis-1 | 2013 | |
| If you succeed, they will kill you. | Başarırsan seni öldüreceklerdir. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I take what I did to you to my grave. | Senin için yaptığımı mezarıma götürürüm. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Let me also take Pasiphae to hers. | Pasiphae'nin kendisi için gitmeme izin ver. | Atlantis-1 | 2013 | |
| How much further? | Ne kadar kaldı? | Atlantis-1 | 2013 | |
| We should reach the city before dusk. | Alacakaranlıktan önce şehre varmamız gerek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Halt! | Durun ve silahlarınızı bırakın! | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ It must be a Colchean patrol. ~ We're surrounded. | Colchean'in devriyeleri olmalılar. Kuşatıldık. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Can't let them take the Palladium. | Palladium'u almalarına izin veremem. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Drop your weapons, or die where you stand! | Silahlarınızı bırakın yoksa hemen oracıkta ölürsünüz. Jason başka seçeneğimiz yok! | Atlantis-1 | 2013 | |
| It's suicide. If we drop our weapons, we draw them close. | Bu intihar olur, silahlarımızı bırakırsak yaklaşırlar, bu şekilde bir şansımız olur. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You're Atlanteans. Thank the Gods! | Tanrıya şükür Atlantislilersiniz! Sen kimsin? Herkül'üm. | Atlantis-1 | 2013 | |
| They've breached the city walls. | Şehrin duvarlarını yıktılar ve kaleyi almaları da an meselesi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You're deserters? | Siz kaçanlar mısınız? Zafer umudu yok, biz de hayatlarımızı vermeyi reddettik. | Atlantis-1 | 2013 | |
| The Palladium is no longer in the city. | Palladium artık şehirde değil... kaçmak istemedim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| As much as it shames me, there is nothing any of us can do. | Keşke bunun beni utandırdığı kadar yapabileceğimiz bir şey de olsaydı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| And if the Palladium were restored? | Peki ya Palladium geri getirilirse? | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ What's your name? ~ Miras. | Adın ne? Miras. | Atlantis-1 | 2013 | |
| If you feel shame... | Utanıyorsan... belki kendini telafi etmenin de bir yolu vardır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| How? Surely the battle's lost? | Nasıl, savaş kaybedilmedi mi? Bu size bağlı, hepinize! | Atlantis-1 | 2013 | |
| It seems Queen Ariadne is ready to surrender. | Görünen o ki kraliçe Ariadne teslim olmaya hazır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| She has at last come to her senses. | Sonunda aklı başına geldi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Escort Lord Sarpedon to my tent. | Lord Sarpedon'a çadırıma kadar eşlik edin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Sarpedon. | Sarpedon. | Atlantis-1 | 2013 | |
| How does it feel to have finally returned to Atlantis? | Sonunda Atlantis'e geri dönmek nasıl hissettirdi? | Atlantis-1 | 2013 | |
| It was not quite what I expected. | Pek de umduğum gibi değildi. Sadakatin ödüllendirilecek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You have the scroll declaring Ariadne's surrender? | Ariadne'nin teslim olmasını bildirmeye mi geldin? | Atlantis-1 | 2013 | |
| I'm sure you are right. | Haklı olduğundan eminim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Where is the royal seal? | Kraliyet mührü nerede? Hayır! | Atlantis-1 | 2013 | |
| It seems you've had a change of heart. | Görünen o ki kalbin değişmiş. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Ariadne is a better queen than you will ever be. | Ariadne şimdiye kadar senin olduğundan daha iyi bir kraliçe. | Atlantis-1 | 2013 | |
| She will only be queen for a short while longer. | O sadece çok kısa bir süre daha kraliçe olacak. | Atlantis-1 | 2013 | |
| The Colcheans are preparing to attack. | Colcheans saldırı için hazırlanıyor, görünen o ki Lord Sarpedon başarısız oldu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| What would you have me do, Majesty? | Ne yapmamı istersiniz majeste? Sana ve adamlarına ölmek için emir veremem. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I will fall alongside you. | Hepimizin sonunu da bu belirleyecek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| The entire city's surrounded. | Tüm şehir kuşatılmış. Bunu asla Colchean'in tarzıyla yapmayacağız. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I'm going to deliver the Palladium to Ariadne, or I will die trying. | Palladium'u ya Ariadne'e teslim edeceğim ya da denerken öleceğim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| None of us are dying, least of all you. | Hiçbirimiz ölmüyoruz, en azından hepimiz. Ne yapıyorlar? | Atlantis-1 | 2013 | |
| They're exchanging the dead, that they might receive proper burial. | Uygun bir cenaze töreni için ölülerini değiş tokuş yapıyorlar. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Perhaps we will need to die, after all. | Belki de bizim de ölmemiz gerek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Some of these are still alive. | Bunların bazısı hala yaşıyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I need to get these bodies to the Atlantean lines. | Bu cesetlerin Atlantis sınırına gitmesi gerek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ What are you doing? ~ I still have the stench of death in my nostrils. | Ne yapıyorsun? Burun deliklerimde hala ölümün o pis kokusu var. | Atlantis-1 | 2013 | |
| We need to get to the citadel. | Kaleye gitmemiz gerek. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I'm so sorry father. | Çok üzgünüm baba. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Jason... | Jason... | Atlantis-1 | 2013 | |
| I gave you my word that I wouldn't fail you. | Başarısız olmayacağına dair sana söz vermiştim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I fear it is too late. | Korkarım ki çok geç, adamlarımızın çoğu kaçtı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Just as word spread that the Palladium was no longer in the city, | Palladium'un artık şehirde olmadığı söylentileri yayıldığı gibi... | Atlantis-1 | 2013 | |
| it will soon spread that it has been restored. | ...yeniden geldiği de yakında yayılacaktır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You must give them hope. | Onlara umut vermelisin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Ah, there he is... | İşte o... düzenbaz. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Seeing as we are all probably going to die today | Görünen o ki muhtemelen bugün hepimiz öleceğiz... | Atlantis-1 | 2013 | |
| I suppose I better forgive you. | ...sanırım en iyisi seni bağışlamak olacak. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I will pray for you. | Senin için dua edeceğim. Umarım Tanrılar dinliyordur. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I have dreamt of the day I would re take the throne | Tahtı yeniden aldığım günün rüyasını gördüm ve şimdi nihayet o gün geldi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Give the order to attack. | Saldırı için emir ver. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It's the waiting I hate. | Nefret ettiğim bu işte, beklemek. Niçin saldırıp bitirmiyorlar? | Atlantis-1 | 2013 | |
| You'll get your wish soon enough. | Dileklerine kavuşman yakın. | Atlantis-1 | 2013 | |
| The Queen was pleased to see YOU! | Kraliçe "Sizi" gördüğüne memnun oldu! | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ Hercules... ~ What? | Herkül. Ne? Kapa çeneni. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Where's Miras and the deserters? | Miras ve firarileri nerede? Gelecekler. | Atlantis-1 | 2013 | |
| How do you know? | Nereden biliyorsun? İyimserim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Mathematically, your optimism is entirely misplaced. | Matematiksel olarak iyimserliğin tamamen yersiz. | Atlantis-1 | 2013 | |
| The odds suggest we will all be slaughtered. | Oranlar hepimizin katledileceğini gösteriyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Hold... | Bekle... | Atlantis-1 | 2013 | |
| Any more of this and you'll be a dead optimist. | Bundan böyle iyimser bir ölü olacaksın. | Atlantis-1 | 2013 | |
| This line won't hold! | Barikat dayanmayacak, kraliçeyi şehri terk etmesi için ikna etmelisin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| We don't have much time. | Daha fazla zamanımız yok. | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ What do you mean? ~ There's no sign of the deserters returning. | Ne demek istiyorsun? Firarilerin döndüğüne dair hiç bir iz yok. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Unless they do, the Colcheans will take the palace. | Gelmedikleri sürece Colcheans şehri ele geçirecek. | Atlantis-1 | 2013 |