Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 5190
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Even as a young girl, I could always tell what you were thinking. | Genç kızken bile senin ne düşündüğünü bilebilirdim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| When my father died I swore that my duty to Atlantis would | Babam öldüğünde duygularım da dahil olmak üzere... | Atlantis-1 | 2013 | |
| come before all else, including any feelings I might have. | ...hiçbir şeyin Atlantis'e olan görevimin önüne geçmeyeceğine dair ant içtim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| In these difficult times, we are all forced to make hard choices. | Bu çetin zamanlarda zor kararlar yapmak zorundayızdır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I doubt the thief could have entered the palace without help. | Hırsızın yardım olmadan saraya girmediğine dair şüphelerim var. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You think they had an accomplice? | Bir suç ortağı mı var diyorsun? | Atlantis-1 | 2013 | |
| Almost certainly. Everyone in the palace is to be questioned. | Hemen hemen kesinlikle. Saraydaki herkes sorgulanacak. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I will not tolerate traitors in my court. | Hükümdarlığımda hainlere tahammül edemem. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Gather some supplies. We'll leave at first light. | Erzak topla. Sabah ilk ışıkla beraber ayrılacağız. Nereye gidiyorsun? | Atlantis-1 | 2013 | |
| There's something I must do. | Halletmem gereken bir iş var. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I've been expecting you. | Ben de seni bekliyordum. | Atlantis-1 | 2013 | |
| A new dawn is beginning. | Yeni bir şafak başlıyor. Zamanı geldi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Time for what? | Neyin? Seni yönlendirmede elimden gelenin en iyisini yaptım... | Atlantis-1 | 2013 | |
| but there are some things that you must see for yourself. | ...ama bazen tek başına anlaman gereken şeyler var. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Clear your mind of all thoughts. | Zihnini bütün düşüncelerden arındır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Don't fight it. Let the Kykeon wash over you. | Karşı koyma. Kykeon'un içini ferahlatmasına izin ver. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You will see with my eyes. | Her şeyi benim gözlerimden göreceksin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| What was that? | Bu da neydi? Hepimizi bekleyen asıl şey kaderdir. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Last night, we took the first steps along this path. 1 | Dün gece bu yolda giden ilk adımı attık. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Only you can stop this from coming to pass. | Sadece sen bunun yaşanmasını engelleyebilirsin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| How? Surely that's beyond anyone? | Nasıl? Bu herkesi aşan bir şey. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Anyone, except you. You are not like ordinary men. | Sen hariç herkesi. Sen o sıradan adamlar gibi değilsin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You must embrace your destiny. | Kaderini kucaklamalısın. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Medea. | Medea. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I was beginning to worry. Did everything go as planned? | Endişelenmeye başlıyordum. Her şey planladığımız gibi gitti mi? | Atlantis-1 | 2013 | |
| You have the Palladium? | Palladion sende mi? | Atlantis-1 | 2013 | |
| When I took it from the plinth, the earth shook. | Onu heykel kaidesinden aldıktan sonra yer sallandı. Böylesine bir gücü hiç görmedim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You are a Princess of Colchis. You should not fear anything. | Sen Kolhis'in Prensesi'sin. Hiçbir şeyden korkmaman gerekir. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It senses our power. | Gücümüzü hissediyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| There is nothing that can stop us taking Atlantis now. | Şimdi hiçbir şey bizi Atlantis'i almaktan alıkoyamayacak. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I believe you volunteered us to retrieve | Bizi koca Kolhis ordusundan... | Atlantis-1 | 2013 | |
| the Palladium from under the nose of the entire Colchean army. | ...gizlice Palladion'u almamız için gönüllü kıldığını varsayıyorum. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Ariadne had no one else she could turn to. | Ariadne'nin gidecek kimsesi yoktu. Ondan mantık bekliyorsun... | Atlantis-1 | 2013 | |
| but it strikes me that love is entirely nonsensical. | ...ancak aşkın tamamiyle mantık dışı olduğunu belirtmek isterim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| No matter how many times you risk your life, | Hayatını kaç defa riske atarsan at sen asil kanından değilsin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You and Ariadne can never be together. | Sen ve Ariadne hiçbir zaman birlikte olamayacaksınız. | Atlantis-1 | 2013 | |
| And if you think otherwise, you're a fool, | Ve diğer türlü düşünüyorsan salaksın demektir... | Atlantis-1 | 2013 | |
| and you will die a fool's death. | ...ve ölümün bir salağın ölümü olarak kayıtlara geçecektir. 1 | Atlantis-1 | 2013 | |
| That might have sounded a little harsher than I meant it to. | Bu ifade etmek istediğimden daha da sert oldu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| This is about more than Ariadne. I have to do this. | Bu sadece Ariadne için değil. Bunu yapmam lazım. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Why do you believe that? | Neden böyle düşünüyorsun? | Atlantis-1 | 2013 | |
| Ever since I came to Atlantis I've been told I have a destiny, | Atlantis'e ilk geldiğimden beri bana bir kaderimin olduğu söylendi, bir amaç. | Atlantis-1 | 2013 | |
| For the first time, I think I understand it. | İlk defa bunu anlıyorum. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I always believed him to be invincible. | Her zaman onun mağlup edilemez olduğunu düşünürdüm. O da öyle düşünüyordu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Minos was always the last to jump out. | En son zıplayıp kaçan kişi hep Minos'tu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| He remembered the times you spent together fondly. | Birlikte sevgiyle geçirdiğiniz zamanları hatırlardı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| As do I, but when he sent me into exile... | Ben de hatırlıyorum ama beni sürgüne gönderdiğinde... | Atlantis-1 | 2013 | |
| .. it hurt more... than I can say. | ...anlatamayacağım kadar kötü acıtmıştı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I know my father regretted his decision. | Babamın kararından pişmanlık duyduğunu biliyorum. | Atlantis-1 | 2013 | |
| He believed I plotted to overthrow him, but he misjudged me. | Onu devirmek için komplo kurduğuma inandı ama yanlış hüküm verdi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I was always loyal. | Ona karşı hep sadıktım. Bunu biliyordu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It appears we have caught the intruder's accomplice. | İşgalcinin yardakçısını yakaladık. | Atlantis-1 | 2013 | |
| We found him with blood on his clothing. | Onu kıyafetinde kanlarla bulduk. Sorgularken kaçmaya çalıştı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Was anyone else from the palace involved? | Saraydan başka birisi bununla ilişkili mi? Hiçbir şey söylemiyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Then he must be made to talk. | O zaman onu zorla konuşturun. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Colcheans! | Kolhisler. | Atlantis-1 | 2013 | |
| So what's the plan? | Plan ne? | Atlantis-1 | 2013 | |
| The plan for when we're pinned down, surrounded and vastly outnumbered? | Burada etrafımız çevrili şekildeyken ve az sayıdayken kurtulmamız için plan mı? | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ Yes, that plan. ~ Well, I suppose we could die in this ditch making a stand, | Evet, o plan. Sanırım bu hendekte ölümü bekleyebiliriz ya da ağaçların arasında... | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ or we could die fighting for our lives amongst the trees. ~ That's it..? | ...hayatımız için savaşabiliriz. Bu kadar mı? | Atlantis-1 | 2013 | |
| On the count of three. One, two... | Üç dediğimde. Bir, iki... | Atlantis-1 | 2013 | |
| Why is it always three? It's very interesting. | Neden her zaman üç ki? Bu çok ilginç. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Why not four, or five or...? | Neden dört ya da beş değil? | Atlantis-1 | 2013 | |
| Sorry. | Özür dilerim. Üç! | Atlantis-1 | 2013 | |
| I think our horses may have bolted. | Sanırım atlarımız kaçtı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You slaughter women and children, and beg us for mercy? | Kadın ve çocukları öldürüyorsun ve bizden merhamet mi dileniyorsun? | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ I was forced to fight. I'm begging you. ~ Kill him. | Savaşmaya zorlandım. Size yalvarıyorum. Öldür onu. | Atlantis-1 | 2013 | |
| He's unarmed. | Silahsız. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I can't kill him in cold blood. | Onu soğukkanlılıkla öldüremem. Kılıcı eline al. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Pick up the sword or die like a coward! | Kılıcı eline al yoksa bir korkak gibi ölürsün! | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ Pick it up. ~ I can't... I won't... | Al eline. Alamam, almayacağım. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Hercules... | Herkül. | Atlantis-1 | 2013 | |
| We can't execute an unarmed man. | Silahsız bir adamı öldüremeyiz. Onu salmak bütün görevimizi tehlikeye atar. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Logic dictates we kill him. | Mantığımızı kullanırsak onu öldürmek gerekiyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You'll have to do it, because I won't. | Sen yapmak zorundasın çünkü ben yapmayacağım. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Very well. | Pekala öyleyse. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Please. No... No, please, I'm begging you. Don't. | Lütfen. Hayır. Hayır, lütfen, size yalvarıyorum. Yapmayın. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Reason demands it. | Durumlar bunu gerektiriyor. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I won't fight for the Colcheans again, I swear. I swear on my life. | Bir daha Kolhisler'e savaşmayacağım, yemin ediyorum. Hayatım üzerine yemin ediyorum. | Atlantis-1 | 2013 | |
| There are bigger things at stake than one man's life. | Bir adamın hayatından daha önemli şeyler var. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Please... Please... Please... | Lütfen. Lütfen. Lütfen. | Atlantis-1 | 2013 | |
| ~ No. ~ I can't do it. | Hayır. Yapamam. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It's all right. Where are you from? | Sorun değil. Nerelisin? | Atlantis-1 | 2013 | |
| Tamos. All I want is to do is go home. | Tamos. Tek istediğim şey evime dönmek. O zaman yürümeye başlamalısın. | Atlantis-1 | 2013 | |
| On your head be it. | Günahı boynuna. | Atlantis-1 | 2013 | |
| They can torture me all they like. | Bana istedikleri gibi işkence edebilirler. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I have told them what you asked me to, no more. | Onlara söylememi istediğin şeyi söyledim, artık yok. | Atlantis-1 | 2013 | |
| You are loyal, and you have served me well. | Sadık birisin ve bana çok iyi hizmet ettin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I cannot afford to take the risk. Don't fight it. | Risk alamam. Karşı koyma. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Do you believe it's true? | Gerçek olduğuna inanıyor musun? Kaderiyle ilgili söylediği şeyler? | Atlantis-1 | 2013 | |
| I believe he's faster than any man I've ever seen. | Şu ana kadar gördüğüm herkesten daha hızlı birisi. | Atlantis-1 | 2013 | |
| He can look at Medusa without being turned to stone. | Taşa dönüşmeden Medusa'ya bile bakabilir. | Atlantis-1 | 2013 | |
| What's our part in this? | Bizim burada işimiz ne? | Atlantis-1 | 2013 | |
| It seems our destiny is to die, | Görünüşe göre onu bu intihar görevinde takip ederek ölmek kaderimizde yazılı. | Atlantis-1 | 2013 | |
| Before Jason came into our lives, | Jason hayatımıza girmeden önce sen kimseyi hiçbir görev için takip etmezdin. | Atlantis-1 | 2013 | |
| It was a struggle to get you out of the tavern. | Seni zar zor tavernadan çıkartıyorduk. | Atlantis-1 | 2013 | |
| That is a barefaced lie! | Bu düpedüz yalan! | Atlantis-1 | 2013 | |
| Is it? | Öyle mi? Hayır. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I've spent my life in taverns, claiming to be a hero. | Hayatımı tavernalarda kahraman olduğumu iddia ederek geçirdim. | Atlantis-1 | 2013 | |
| I know the real thing when I see it. | Gerçek bir şeyi gördüğümde tanırım. | Atlantis-1 | 2013 |